Ortadoğu’nun en karmaşık jeopolitik denklemlerinden birinde, İran uzun süredir uluslararası baskıların ve askeri tehditlerin odağında yer alıyor. Ancak bu büyük resimde sıklıkla göz ardı edilen bir gerçek var: İran nüfusunun önemli bir bölümünü Türk kökenli topluluklar oluşturuyor. Bugün yaşanan ABD-İsrail askeri müdahalesinde, hedefte yalnızca İran rejimi değil, aynı zamanda bu topraklarda yüzyıllardır yaşayan milyonlarca Türk de bulunuyor.
İran’daki Türk Varlığı: Rakamlar ve Gerçekler
İran’ın etnik yapısı üzerine yapılan çalışmalar, ülkenin homojen bir yapıdan uzak olduğunu ortaya koyuyor. İran’da resmi nüfus sayımlarında etnik kimlik sorulmadığı için rakamlar çeşitli kaynaklara göre farklılık gösterse de, Türk kökenli nüfusun büyüklüğü tartışmasız bir gerçektir.
Akademik araştırmalar, İran nüfusunun yaklaşık %24’ünün Türk kökenli olduğunu göstermektedir. Diğer kaynaklar ise bu oranın %16 ila %25 arasında değiştiğini belirtmektedir. Bu oranlar, İran’daki Türk nüfusunun 25 ila 30 milyon arasında olduğu anlamına gelmektedir. Hatta bazı analizler, bu sayının 30 milyonun üzerine çıktığını ifade etmektedir.
Bu nüfusun büyük çoğunluğunu İran Azerileri (Güney Azerbaycan Türkleri) oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, Türkmenler, Kaşkay Türkleri, Horasan Türkleri ve diğer Türk boyları da İran’daki Türk varlığının diğer unsurlarıdır. Türkler, İran’da Farslardan sonra ikinci büyük etnik grubu oluşturmakta ve ülkenin en büyük azınlığı konumunda bulunmaktadır.
Bu topluluklar ağırlıklı olarak İran’ın kuzeybatısında, Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Zencan gibi eyaletlerde yoğunlaşmıştır. Ancak Tahran başta olmak üzere ülkenin merkezinde de önemli Türk nüfusu yaşamaktadır. Öyle ki, başkent Tahran’ın nüfusunun yaklaşık üçte birini Azeri Türklerinin oluşturduğu tahmin edilmektedir.
Tarihsel Bağlam: İran Türklerinin Köklü Geçmişi
İran’daki Türk varlığı; Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi gibi Türk devletlerinin bölgede hüküm sürdüğü yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Özellikle Safevi Devleti, Türkmen aşiretlerinin desteğiyle kurulmuş ve İran’ın Şiileşmesinde kritik rol oynamıştır. Bu tarihsel miras, İran Türklerinin bölgeyi “kendi kurdukları devlet” olarak görmelerine yol açmıştır.
Ancak 1828 Türkmençay Antlaşması ile Azerbaycan coğrafyası ikiye bölünmüş, Aras Nehri’nin kuzeyi Rusya’ya, güneyi ise İran’da kalmıştır. Pehlevi rejimi döneminde uygulanan Farslaştırma politikaları, Türk kimliğini baskı altına almaya çalışmış, ancak bu politikalara karşı direniş hiç bitmemiştir.
İran’daki Türklerin Bugünkü Durumu: Kimlik Mücadelesi ve Baskılar
İran İslam Cumhuriyeti anayasası, etnik grupların dillerini kullanma özgürlüklerini garanti altına aldığını iddia etse de uygulamada durum farklıdır. İranlı Türkler, onlarca yıldır siyasi ve kültürel baskılarla karşı karşıyadır.
Bu baskıların en somut örneklerinden biri, 2006 yılında bir devlet gazetesinde yayınlanan hakaret içerikli karikatürdür. Bu olay, ülke çapında büyük protestolara yol açmış ve 50’den fazla kişinin ölümü, yüzlerce yaralı ve binlerce tutuklamayla sonuçlanmıştır.
12 Mayıs 2006 tarihinde ‘İran’ adlı İran’ın bütün şehirlerinde yayınlanan bir devlet gazetesinin çocuklara ve gençlere yönelik hazırlanan Cuma ekinde, İran’daki Azerbaycan Türkleri’ni öfkelendiren ve ayaklanmalarına yol açan bir karikatür yayınlandı. Karikatürde Türkler için ‘hamam böceği’ iması yapılıyordu. Karikatür ülke çapında gösterilere yol açarken İran rejimi olaylarla ilgili olarak ‘Amerikan komplosu’ iddiasında bulundu.
Karikatürün bulunduğu sayfanın ve makalenin başlığı “Hamam böceklerinden nasıl kurtulabiliriz?” ve karikatürün üstündeki açıklamada “hamam böcekleri insan dilinden anlamadıkları için onlarla kendi dillerinde konuşmak gerekir,onlar bizim pisliğimizden beslenirler.Böcekler o kadar çoklar ki sadece onları ezmekle kurtulabiliriz,veya bir süre pisliğimizi yapmazsak açlıklarından ölürler” yazıyor.Karikatürde, bir masada bir hamamböceği ve masanın karşısında oturan çocuk var.Çocuk hamam böceğine bakarak Farsça olarak “böcek” diyor. Hamam böceği ise ona bakarak “nemene?” diyor.”Nemene” İran adlanan ülkedeki Türklerin anadili olan Azerbaycan Türkçesinde “ne?” demektir ve Farsçada kullanılmaz.
(Kaynak: wikipedia.org)
Daha yakın bir tarihte, Mart 2025’te Urumiye’de Nevruz kutlamaları sırasında PKK destekçilerinin düzenlediği gösteriler, yerel Türk nüfusun tepkisini çekmiştir. On binlerce kişinin katıldığı protestolarda “Urumiye Türk’tür ve Türk kalacak” sloganları atılmış, ancak göstericiler güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaşmıştır.
Uluslararası Boyut: Etnik Kimliklerin Siyasallaşması
İran’daki etnik çeşitlilik, tarih boyunca yabancı güçler tarafından istikrarsızlaştırma aracı olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Bugün de benzer dinamikler işlemektedir. Bazı çevreler, İran’daki etnik grupların dış güçler tarafından kullanılabileceği endişesini taşımaktadır.
Özellikle 1990 sonrası doğan genç kuşakta, kendisini Türkiye ve Azerbaycan’ın kardeşi olarak gören yeni bir Türk milliyetçi kimliğinin yükseldiği gözlemlenmektedir.
Görünmeyen Kurbanlar: Türkler
ABD ve İsrail’in olası askeri operasyonları tartışılırken, İran’daki 30 milyona yakın Türk’ün kaderi genellikle göz ardı edilmektedir. Oysa bu insanlar, Tahran’daki rejimle aynı kaderi paylaşmak zorunda bırakılıyor. Savaşın vurduğu her yerleşim yeri, ister Tebriz olsun ister Urumiye, oradaki Türk kökenli vatandaşlar da hayatını kaybediyor.
İranlı Türklerin sesi, uluslararası medyada nadiren duyuluyor. Onlar ne Tahran’daki rejimin ne de dışarıdan gelen savaş uçaklarının gerçek anlamda temsil ettiği bir geleceğe kolayca güvenebiliyor. Savaşın gerçek yüzü, etnik kimlik ayrımı yapmadan herkesi vuruyor.
Ve unutmamalı: İran vurulduğunda, orada Türkler de var.
Kardeşlerimiz de vuruluyor…



YORUMLAR