Şimdi sizlere, 2006 yılında Çanakkale’de başlayıp Bartın’da devam eden bir hikâyeden söz edeceğim.
Ulusal basına, resmî kurum açıklamalarına ve yargı süreçlerine yansıyan bu hikâye, kamuoyunda geniş yankı uyandırmış bir süreci anlatıyor.
“Hikâyeyi anladık da, akademik derken neyi kastediyorsun?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Hemen merakınızı gidereyim:
Hikâyemizin başrolünde bir akademisyen var.
Merkezinde ise kamuoyuna yansıyan tartışmalı bir akademik ve idari süreç yer alıyor.
Bu süreç; ulusal basına yansıyan haberler, yargı kararları ve resmî kurum açıklamalarına konu olan iddialar çerçevesinde şekilleniyor.
Ve ister istemez akademide denetim, liyakat ve etik tartışmalarını beraberinde getiriyor.
Yazının amacı, kesin hüküm vermek değil.
Amaç; kamuoyuna yansıyan bilgi ve belgeler ışığında yaşananları aktarmak.
Metinde geçen tüm değerlendirmeler, iddialar, kararlar ve haber kaynaklarına dayalıdır.
Süreç, 2021 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde görev yapan bir akademisyen hakkında, sahte belge düzenlediği ve sınavlara kendi yerine başkasını soktuğuna ilişkin iddiaların ulusal basına yansımasıyla başlıyor.
Bu iddiaların ardından resmî incelemeler başlatılıyor ve süreç kayıt altına alınıyor.
Yürütülen incelemeler sonucunda, Yükseköğretim Kurulu tarafından alınan kararlarla, akademik unvanlara ilişkin işlemlerin iptal edildiği ve üniversite ile ilişiğin kesildiği kamuoyuna yansıyor.
Peki, kimden söz ediyoruz?
Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde doktora unvanı aldığı bilinen Mesut Kasap’tan.
★
Mesut Kasap’ın akademik geçmişi, yalnızca sınav süreçleriyle sınırlı kalmıyor.
Ulusal basına ve resmî belgelere göre, ALES puanının sınırda alındığı, bu süreçte de çeşitli usulsüzlük iddialarının gündeme geldiği görülüyor.
İddiaların aydınlatılması amacıyla ÖSYM tarafından yeniden sınava girme çağrısı yapıldığı, ancak yabancı dil belgesine ilişkin iddiaların netleşmesi için yapılan bu çağrıya katılmadığı bilgisi kamuoyuna yansıyor.
Başvurularda, Yabancı Dil Sınavı’nda ilk denemede 35 puan, daha sonraki bir sınavda ise 96 puan aldığına dair belge sunulduğu belirtiliyor.
Bu durumun olağan dışı bulunduğu ve şüpheleri artırdığı ifade ediliyor.
90 puan üzeri almanın güçlüğü bilinirken, 2014 yılında girildiği belirtilen sınava bizzat kendisinin girmediği, yerine başka bir kişinin sınava girmiş olabileceği yönündeki iddialar da kamuoyuna yansıyor.
2021 yılında bu iddialar doğrultusunda YÖK tarafından geniş kapsamlı bir inceleme başlatıldığı, inceleme sonucunda yabancı dil belgesine ilişkin sahtecilik iddialarının tespit edildiği açıklanıyor.
Bu kapsamda doktora unvanı geri alınıyor ve üniversiteyle ilişik kesiliyor.
2022 yılında ÇOMÜ’den ayrılan Mesut Kasap’ın, kısa bir süre sonra Bartın Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak göreve başladığı görülüyor.
Ardından mahkemeye başvurarak akademik unvanlarının iadesini talep ettiği, yargı süreci sonunda yabancı dil sınavına kendi yerine başkasını soktuğu gerekçesiyle doktora unvanının geri alınmasının hukuka uygun bulunduğu, ancak ALES iddiasının yeterli delille ispatlanamadığı gerekçesiyle ilgili talebin reddedildiği karara bağlanıyor.
Bu sürecin ardından tartışmalı kariyer seyri Bartın Üniversitesi’nde devam ediyor.
Mesut Kasap, öğretim görevliliğinin ardından idari kademelerde yükselerek Bartın Üniversitesi Genel Sekreteri oluyor.
★
Ulusal basında yer alan haberlerde, bu akademik sürecin ardından özel hayata ilişkin ciddi iddiaların da yargıya taşındığı belirtiliyor.
Eşine yönelik şiddet iddiasıyla gözaltına alındığı ve tutuklandığı yönündeki haberler kamuoyuna yansıyor.
Eşi M.M.K.’nin şikâyeti üzerine adli soruşturma başlatıldığı bilgisi basında yer alıyor.
Böylece, akademide usulsüzlük iddialarıyla başlayan süreç, bu kez özel hayata ilişkin ağır iddialarla yargı gündemine taşınıyor.
Akademik kariyer, adliye koridorlarında başka bir sınavla karşı karşıya kalıyor.
★
Eee, ne diyelim;
Maskeler bir bir düşerken…
Darısı;
darp raporlarının, makamların ve unvanların arkasına saklanamadığı günlere.
Darısı;
“kim” olduğuna değil, “ne yaşandığına” bakılan bir hukuk anlayışına.
Darısı;
gücü, koltuğu, makamı ne olursa olsun, kadına yönelik şiddet iddialarıyla anılan herkesin aynı hukuk terazisinde tartıldığı bir vicdan iklimine.
Çünkü mesele isimler değildir.
Mesele; hukukun kapısının herkese eşit açılıp açılmadığıdır.
Makamlar geçicidir.
Ama şiddetin bıraktığı izler de, suskunluklar da kalıcıdır.



YORUMLAR